Merak Edilenler

MURÂKABE İLMİ

Her gün hayat sınavında yeni bir fasıl ve yeni bir bölüm olduğu için nefse bunu hatırlatmak, kurallarını anlatmak, ondan sonrada gün boyu onu takip etmek gerekir. Çünkü nefsin en kolay üzerinde oyun oynadığı nesne bizzat vücut ve uzuvlarıdır. Göz, kulak, dil, mide, el, ayak nefsin en etkili olduğu organlarımızdır. Günahların çoğu bu yedi organla işlendiği için cehennemin yedi kapısıda bu yedi organa göre bölünmüştür.  O hâlde bu organları haramdan korumak ve iyi yönde kullanmak lazımdır.

Akıl nefsin yapması gereken doğru ve faydalı işleri ona emreder, bozuk işlerden sakınmasını ona şart koşar, bilmediğini ona bildirir ve onu takibe alır. Çünkü sıkı bir kontrol olmazsa nefis verdiği sözden ve kabul ettiği şartlardan cayar. Kur’an şöyle der:

“- O kesinlikle zalim ve cahildir.”[1] 

İşte bu kontrol altına alma işine biz tasavvuf dili ile “ murâkabe” diyoruz.

Kur’an’da murâkabeye şöyle işaret vardır.

“- O her canlının amellerini gözetlemektedir.”[2] 

İbni Cerir tabakatül Kübra adlı eserinde murâkabe hususunda şu önemli açıklamayı yapar:

“- Dindarlık iki temel üzerine oturtulmuştur. Bunlar Allah’a murâkabe etmek ve ilme göre amel etmektir.”

Cüneyd-i Bağdadi;

”Ancak Allah’tan korkanlar, onu murâkabe ederler” diyerek murâkabenin Allah korkusu ve din duygusuyla yakın alakasını ortaya koyar.

MURÂKABENİN HAKİKATI

Murâkabenin hakikati kendisini gözetleyeni görmek ve yaptığı işte onun takdir ve tepkisini hesaba katmaktır. Murâkabenin kaynağı ilim ve iman, meyvesi ise dikkatli hareket etmektir.

Murâkabe yoluyla günahlardan ve kötülüklerden sakınmak cehennem korkusu ve cennet ümidi şeklinde olur. Ancak bundan daha üstünü vardır ki o da Allah’tan utanmak sebebiyle sakınmaktır.

Rivayet edildiğine göre, kıyamet gününde kulun her bir ameli için kendisine üç soru sorulur: bunlardan birincisi, “ Niçin yaptın?” ikincisi “ Nasıl yaptın?” üçüncüsü de “ Kimin için yaptın?” şeklindedir. İşte murâkabe bütün bu soruların aynı zamanda cevabıdır.

Murâkabe için araştırma da yapmak gerekir. Bir şeyin hak olduğunu bilip öğrenmek ona teşebbüs etmeden araştırmak farzdır. Çünkü bilmeden hareket etmek doğru değildir. Kur’an şöyle der:

“- Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırılar. Çünkü onlar zan ve tahminlere göre hareket ederler.”[3] 

Günümüzde birçok insan, Kur’an’ı kendi nefsi arzularına göre açıklamakta ve çok kötü, nefislerine uyan tefsirler yapmaktadırlar. Cahil cesurdur. Bu yüzden bu gibi insanlar haram ve helali konuşurken çok cesur davranmaktadırlar. Bu cesaret onların manen iflasının açık delilidir.

Mürşid-i kâmil bu yüzden insana hem dünyada hem de ahirette en vazgeçilmez şekilde gereklidir. Zira onların sözü ve açıklamaları hakikatin ta kendisidir. İşte bu yüzden muhakkak ve en vazgeçilmez şekilde, anlatan, açıklayan, kontrol eden bir mürşid-i kâmile ihtiyaç kaçınılmazdır. Büyükler; şeriattır cümle işlerin başı,

“Şeriatsız tarikat şeytan işi,

Tarik ehlinde yoksa şeriat,

Onun şeyhi şeytandır ol dem mutlak.” demek suretiyle buna en güzel örneği vermişlerdir.

Her dakika ölmek mümkün ve muhtemel olduğu için iyi bir hâlde ölmek çok önemlidir. Çünkü insan nasıl ölürse o şekilde diriltilecektir. İyi hâl; bir farzı yerine getirmek, bir haramla mücadele etmek, bir sünneti yapmak, bir musibete sabretmek ve bir nimete şükretmek durumlarıdır. Allah Resulü (sav) bu hâlleri şöyle özetler:

“- Mü’min üç hâlden birinde bulunur. Ya ahiret hazırlığındadır, ya helal rızık peşindedir, ya da haram olmayan bir nimetten faydalanmaktadır.” [4] 

Bütün bu işleri muhasebe etmek, doğruyu yanlışı sevap ve günahları birbirinden ayırmak, bunlarla ilgili gerekli değerlendirmeyi yapmak şarttır. Bu da ancak murâkabenin, muhasebe edilmesiyle mümkündür. Tecrübeler acı da olsa, değerlendirilmeleri hâlinde tatlı sonuçlar verirler. Bu hususta Kur’an şöyle der.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvayı gözetin ve herkes yarın için hazırlığına baksın.”[5] 

Ayrıca ahiretin ne kadar yakın olduğunu bildirmek içinde şöyle der:

“Takva sahipleri şeytan tarafından günah işlemek için zorlandıklarında silkinip kendilerine gelirler ve gözleri açılır.”[6]

MURÂKABE İLMİNİN FAYDALARI

İslam terbiyesi almış inananlar yanlış ve hataları kendinde bulur ve telafi etmeye çalışırlar. Fakat medeniyet terbiyesi görmüş kimseler, yanlış ve hatalarını kabul etmezler. Onlara yanlışlarını kabul ettirmek ancak mahkemeler elinde mümkündür. Hiç terbiye görmemiş cahiller ise ancak kaba kuvvet ve kan döküldüğünde yanlış ve hatalarını kabul ederler.

Bu üç tip insan, insanlığın sınıflarının da en belirgin ve müstahkem örnekleridir.

Nefislerini takva ile kontrol etmeyen insanlar her gün binlerce günah işlerler. Çünkü yedi organ ve kalp durmadan günah üretir. Bunun önüne ancak murâkabe geçer.

Cezalandırmanın ve nefsi kontrol altına almanın en adil yolu hangi organla günah işlenmişse o organı bir süre baskı altına almaktır. Örneğin haram bir şey yemişse, mide aç bırakılır.

Murâkabe dersi almış zatlar, nefislerini bu yollarla cezalandırıp terbiye etmişlerdir.

Nefis muhasebesi sonunda onun günah işlemeye talip olmadığı ancak sevap işlemekte de tembel olduğu gözlenirse, onu harekete geçirip, çaba harcamasını sağlamak gerektir ki bunun içinde onunla mücadele şarttır. Nefsi cezalandırmak bazen de yapılmak istenen ibadeti ya da hayrı birkaç katı ile ona yaptırmaktır ki yola gelsin.

Ebud-Derda şöyle anlatıyor:

“- Üç şey olmasaydı ben bir gün bile yaşamak istemezdim. Bunlar; sıcak günlerde Allah için oruç tutmak, geceleri önünde secde etmek ve hurmanın iyisini seçer gibi sözün iyisini seçen kimselerle sohbet etmek.”

Her yolculuk için azık lazımdır ve azık, yolculuğun uzunluğu kadar olmalıdır. Ahiret yolculuğu da uzun olduğu için bu yolculuk için hazırlanan azığın da en büyük olması lazımdır. Bu hususta Kur’an şöyle der:       

“Yolculuklarınız için azık alın, en yararlı azık ise ahiret hazırlığı olan takvadır.”[7] 

İHVAN CEMAATİNİN KIYMETİ VE FAYDALARI

Bu anlatımlar gösteriyor ki lafla Müslüman olmak yetmiyor. İbadet kadar muamelat da önemli! Allah’tan korkmak, ahlakı düzeltmek,nefsi iyi terbiye etmek, insanlarla iyi ilişkiler içinde bulunmak ve buna gayret etmek, kimsenin ahını almamak,şeytanın tuzaklarına düşmemek için çok dikkatli ve uyanık olmak, imtihanı kaybetmemeye çalışmak, iki günlük dünya hayatı ve beş para etmez dünya menfaati uğruna ahireti zarara uğratmamak,ebedi saadeti elden kaçırmamak lazımdır.

Bir toplum içinde ömür boyu dostsuz,arkadaşsız yaşamak .çok zordur. Ağacı ve çiçeği, kökünü örten toprağın beslediği gibi insanı da çevresi besler ve geliştirir. Çevresi sağlıklı, sağlam, takva sahipleri ile dolu olanlar rahat, huzurlu ve faydalı olurlar. Aksi hâl ise yani çevresi olmayan, bozuk ve zihniyeti ters olan insanlarla yaşayanlar ise huzursuz, problemli, endişeli, sinirli, mutsuz, başarısız, hatta zararlı ve tehlikeli olurlar.

İyice anlaşılıyor ki bir mürşid-i kâmilin etrafında halkalanarak, organize, muhabbetli bir toplum hâline gelmenin sayısız faydaları vardır. Böyle mübarek ve meşru çevrenin kıymetini çok iyi bilmek gerektir. Ondan uzak kalmamaya ve kopmamaya gayret edilmelidir. Onu geliştirmek ve daha verimli daha faydalı, daha hoş ve renkli hâle getirmek için kendi adımıza üzerimize düşen görevleri zevk ve şevkle yerine getirmeye çalışmamız gerekmektedir.

Bizden öncekilerin hayal ve tahmin edemeyecekleri kadar kıymetli değerlere sahibiz. Hizmetlerin başına gelmiş, kendilerine çalışma fırsatı verilmiş, muazzam bir potansiyele sahibiz. Bu bakımdan boş zamanlarımızdan, imkânlarımızdan, hürriyetlerimizden olanca gücümüzle faydalanmalıyız. Hepimizin ana gayesi Allah’ın dinine hizmet etmek olmalıdır kanaatindeyiz. Şu anda bizden istenen teknik çalışma ve Allah’tan korkarak organize yaşamaktır. Bu yüzden herkes azami imkânını islama tahsis etmek, yani, ölmeyecek kadarını kendisine ayırıp olanca gücü ile Allah’a hizmet etmek gibi bir durumla karşı karşıyadır.

Onun için devir fedakârlık devridir ve fedakârlıktan bir zarar hâsıl olmaz!

“…  Vallahi, zekât vermekten, sadaka vermekten, mal azalmaz!”[8] 

Diyor peygamber efendimiz. Allah daha fazlasını verir. Zaten insanın rızkı midesinin aldığı kadardır.

O bakımdan tüm imkânlarımızı Allah’ın bildiği ve hesap soracağı şekilde islamın hizmetine sunmak durumundayız. Bu çok tatlı bir hizmet, çok risksiz bir hizmet, çok kolay bir hizmettir. Önce mal imtihanını başarmamız gerekmektedir.

Kötüler, kâfirler, müşrikler, zalimler, facirler, fasıklar, hainler elbet bir gün âlemlerin rabbi Allah ın kahrına uğrayacak. cehennemde cayır cayır yanacak,türlü türlü eza ve işkencelerle sonsuz azap çekeceklerdir. Bunları niçin söylüyoruz? Şaşırmayalım, sapıtmayalım, gevşemeyelim, tereddüt ve şüpheye düşmeyelim, yanlış yollara gitmeyelim, batılı hakka tercih etmeyelim, hayrı şerle değiştirmeyelim, yalancılara inanmayalım, göz boyamalara kanmayalım, nefse uymayalım, cenneti elden kaçırmayalım, dünyayı mamur ederken ahireti berbat etmeyelim.

Dışımızdaki dünyada hile, fitne, hücum, zulüm, harp ve darp oldukça yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Bizim bunlara karşı murâkabe, takva, mücahede ve sohbetler ile hazırlıklı olmamız şarttır. Hem kendimizi hem ailemizi eğitip yetiştirmemiz gerekmektedir. Olağan üstü hâllerle karşılaşıldığında neler yapmaları gerektiğini ve tedarikli olmayı öğretmemiz ve öğrenmemiz gerekmektedir.

Ubeydullah Ahrar Efendimizin bir sözü var:

“- Bizim için nafile ibadetten önemlidir hizmet!”

Farzımız elbette yerine getirilecek, bunun dışında cemaate hizmet, tarikata hizmet, Efendiye hizmet nafile ibadetten kıymetlidir. Büyüklerimizin hizmet anlayışı bu şekildedir.

 Sen dünyaya kızdıkça dünya sana geliyor, sen dünyayı sevdikçe dünya senden kaçıyor. İyi bir ihvan olmaktan başka çare yok. Onun için tam teslimiyet, samimiyet, ilim, ihlâs, zikir ve sohbetlere devam şarttır. Dünyaya meyil etmek, para pul hesabı yapmak aklı başında bir ihvanın yapacağı bir iş değildir. Ne mürşid-i kâmillerimizin, ne de bu büyük cemaatin sahiplerinin bize ihtiyacı yoktur. Allah elbette bu yükü birine taşıttıracaktır. Bu yük sahipsiz kalmaz. Allah bizi kendisine tam teslim olanlardan eylesin, sahabe devri müslümanı etsin, içimizde iman güçlü olsun. İslamcımız ve Müslümanlığımız sağlam olsun.

İhvanlığın özü içimizden gidip de resmi dışımızda kalmasın. Şekli kalmasın. Ahdine ve vadine sadık, borcuna sadık, mürşid-i kâmiline sadık ihvanlar olalım.

Ya hepimiz Allah a tam teslim oluruz ve Efendimize uyan hâlle hâlleniriz ya da hem dünya da hem ahirette imkanımız olduğu hâlde yapmadıklarımız yüzünden musibetlere duçar oluruz.

Sözlerimi merhum Necip Fazıl’ın şu sözleri ile tamamlamak istiyorum:

“Ben dahi Şeyh Safi ve ondan sonra gelen büyük kahramanların arkasından takip eden bu kapının kıtmiriyim.”

Çalışma ve gayret bizden, Tevfik ve inayet Allah ‘tandır.


[1] Kur’an-ı Kerim , Ahzap Suresi, 72. Ayet.

[2] Kur’an-ı Kerim, Ra’d Suresi,33. Ayet.

[3] Kur’an-ı Kerim,Yunus Suresi,36. Ayet.

[4] Ahmed, İbnu Hibban, Hakim.

[5] Kur’an-ı Kerim,Nisa Suresi,79. Ayet.

[6]  Kur’an-ı Kerim A’raf Suresi,71. Ayet.

[7] Kur’an-ı Kerim,Bakara Suresi,197. Ayet.

[8] Müslim “Birr”,69. Tirmizi,”Birr” ,82.

Reklamlar